Akciğerler iki yapraklı bir zarla (plevra) çevrilidir. Bu iki zar tabakası arasındaki kısma göğüs zarı boşluğu (plevra boşluğu) denir. Bu boşlukta ince bir tabaka halinde bulunan sıvı akciğerlerin soluk alıp verme sırasında rahatça hareket etmesini sağlar. Plevra boşluğunda normalde hava bulunmaz bu alandaki basınç negatif değerlerdedir. Akciğer dokusu normalde bir balon gibi büzülme ve sönme eğilimindedir. En zorlu nefes verme sonunda bile akciğerlerde belirgin bir miktar hava daima kalmaktadır yani akciğer tamamen sönmemektedir. Havanın plevra boşluğuna girmesine pnömotoraks denir. Hava buraya, akciğerlerden veya atmosferden girebilir. Plevral boşlukta normalde negatif olan basıncın, bu alana girmesi ile artıp pozitife dönmesi sonucu akciğerlerin büzüşmesi, çökmesi pnömotoraksın oluşumunu açıklar. Hastalık bir yaralanma ya da tıbbi uygulamalar sonucu oluşmamışsa spontan kabul edilir. Spontan pnömotoraks, KOAH, akciğer apsesi, astım, akciğer kanserleri gibi hastalıklar sırasında bunlara ikincil olarak oluşabilir ya da akciğer zarının hemen altında geçirilmiş tüberküloz veya enfeksiyonlara bağlı olarak oluşmuş kistik boşlukların yırtılması sonucu ortaya çıkabilir.
Belirtiler:
Hastalığın başlaması ile beraber bıçak saplanır gibi şiddetli göğüs ağrısı ve nefes darlığı karakteristik belirtilerdir. Hızlı soluk alıp verme, nabız sayısının hızlanması bazen de morarma görülebilir.
Tedavi:
Pnömotorakslı bir hastanın tedavisinde üç temel ilke bulunmaktadır. Bunlar; plevra boşluğundaki havanı tahliyesi ile pnömotoraks alanının ortadan kaldırılması, hava kaçağının kontrolü, nüks ihtimalinin azaltılmasıdır. Bu üç temel ilke doğrultusunda pnömotoraks tedavisinde uygulanan yöntemler; gözlem, iğne aspirasyonu, tüp torakostomi (kapalı su altı drenajı) torakotomi, torakostopik cerrahi (VATS)’den oluşmaktadır.





















